Patara Antik Şehri

Patara Antik Şehri
  • 14 Şubat 2020 tarihinde yayınlandı.

Şehir adının İ.Ö. 13. yy.’a ait Hitit metinlerinde geçmesi; Xanthos’un yanında Likya bölgesindeki en eski şehirlerinden biri olduğunu gösterir.

Kazıları Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Fahri Işık ve ekibi tarafından yürütülen Patara Antik Kenti, arkeolojik ve tarihsel değerlerinin yanında Akdeniz kaplumbağaları Caretta-Caretta’ların milyonlarca yıldır yumurtalarını bırakıp yavruladıkları ender sahillerden biri olması ile de ayrı bir doğasal öneme sahiptir.

Bölgenin en büyük ve en işlek limanı olarak önemini hiçbir devirde yitirmeyen Patara’nın yazıt ve sikkelerde Likya dilindeki adı “Pttara” olarak geçer. Helenistik ve daha sonraki dönemlerde “Patara”, Arap kaynaklarında ise “Batara” olarak anılır.

Helenistik dönemlerde Tanrı Apollon’un kışlık kehanet merkezi Likya Birliği’nin üç oy hakkına sahip şehirlerinden biri, Bizans döneminde ise Aziz Nicholas’ın doğum yeri olarak ün yapmış kenti, kutsal topraklara giden hacılar bir uğrak limanı olarak kullanmışlardır.

Yaşamını 16. yy.’da Osmanlı Sultanı II. Beyazıt’a kadar sürdüren Patara bu önemini hiç şüphesiz Akdeniz ticaret yollarının üzerinde korumalı bir limana sahip olmasına borçludur. Genel olarak antik liman çevresinde odaklaşan kent merkezi, zamanla körfez ile doğudaki liman arasında kalan teraslara yayılmıştır.
Şehrin önemini yitirip terk edilmeye başlanması, limanın kum ve çamurla dolmasıyla ve 7. yy.’dan itibaren güney kıyılarına yapılan Arap akınlarına karşı kentin yukarılara kaymış olmasıyla açıklanabilir.

Patara, 1811-1812 yıllarında İngiliz Deniz Kuvvetleri’ne ait geminin kaptanı Beaufort tarafından yeniden bulunmasıyla tarih sahnesinden bir kez daha çıkmış, 1842 yılında ise C. Fellows ve arkadaşlarının bugün British Museum’da sergilenen Xanthos’un ünlü anıtlarını yükledikleri liman yine Patara olmuştur.

Xanthos vadisinin son şehri ve Likya’nın en büyük liman kapısı olan Patara, bugün Akdeniz’in en temiz sahillerinin kenarında kum ve çalılarla kaplı durumdadır. Deniz kumlarının doldurmasıyla denizle ilişkisi kesilen antik liman, bataklık ve göl halini almış, bataklıkta oluşan “ılgınlar” (Tamarix sp.) zamanla bölgenin kendine has bitkisi olmuştur.

 Patara Antik Şehri

Patara’nın genel görünümü diğer Likya kentlerinin özelliklerini göstermez. Her ne kadar erken dönemlere ait kalıntılar varsa da yapılar ve kent planı zamanla çok değişmiştir. Bugün ayakta kalan yapıların çoğu Roma-Bizans ve hatta Ortaçağ’a aittir.

Şehre ve günümüz kalıntılarına giriş görkemli ve çok iyi korunmuş bir Roma zafer takından yapılmaktadır. İ.S. 100′lü yıllarda bölge valisi adına inşa edildiği kitabelerinden anlaşılmaktadır. Takın batısındaki tepenin yamaçlarında,Likya tipi lahitlerin bulunduğu mezarlık alanı uzanır. Kentin en güney ucundaki Kurşunlu Tepe’ye yaslanmış olan tiyatro, Helenistik Dönem (İ.Ö. 2. yy.) özellikleri gösterir. Ancak İ.S. 1. yy.’ın ortalarında birçok Likya kentinde etkisini gösteren depremle yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş olup, bugün büyük ölçüde plajdan gelen kumla doludur. Doğu girişindeki mükemmel kitabe İ.S. 147′deki onarım ve ekleri anlatmaktadır.
Tiyatronun yaslandığı Kurşunlu Tepe şehrin genel görünümünün ve yörenin seyredildiği en güzel köşedir. Buradan şehrin diğer kalıntıları; Vespasian Hamamları, Korinth Tapınağı, anacadde, liman ve Hadrian dönemi ambarı rahatlıkla izlenebilir. Tepenin kuzeybatısındaki bataklığın arkasındaki tahıl ambarı (Granarium), 65*32 m boyutlarıyla Patara’nın günümüzde kalmış anıtsal yapılarından biri olup İmparator Adrian (117-138) dönemine tarihlenmektedir. Ambarın kentle direk ilişkisinin olmaması kente hizmet etmediğini, gemilerle gelen belki de kentte kışlayan buğdayın depolanmasında kullanıldığını göstermektedir.

Şehrin suyu yaklaşık 20 km. kuzeydoğusundaki İslamlar köyü yakınlarından, Kızıltepe yamacındaki kayalıktan getirilmiştir. Kaynakla şehir arasında, Fırnaz İskelesi’nin kuzeyindeki; “Delik Kemer” olarak adlandırılan bölüm ise su yollarının en anıtsal bölümüdür.

Bir Yorum Bırakın

İletişim
Beni Ara